Oturma odanızın zemininde aniden bir örümcek koştuğunu düşünün. Çoğu insan için bu sahne, tüyler ürpertici bir anlam taşır.
Oysa örümceklerin büyük çoğunluğu zehirlidir ancak yalnızca çok küçük bir kısmı insanlar için gerçek bir tehlike oluşturur. Çevre Araştırma ve Eğitim Enstitüsü'ne göre, dünya genelinde her yıl örümcek ısırığı nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının 10'dan az olduğu tahmin ediliyor.
Buna rağmen, birçok kişi örümcek fobisiyle yaşıyor. Peki, bu kadar yaygın olan bu korkunun arkasında ne yatıyor?
Korkudan fobiye geçiş
ABD'nin New Jersey eyaletindeki Rutgers Üniversitesi'nden psikoloji profesörü Vanessa LoBue, korkunun insanlar için hayati bir duygu olduğunu vurguluyor: "Korku önemli çünkü bizi potansiyel olarak tehlikeli şeylerden korur." Ancak Macaristan'daki Pécs Üniversitesi Görsel Biliş ve Duygu Laboratuvarı Direktörü András Zsidó, korkunun aşırı ve yaşamı felç edici bir hale gelmesi durumunda fobi olarak sınıflandırılabileceğini belirtiyor. Zsidó, "Bunu, temelde oldukça normal ve herkesin bir şeyden korktuğu, korkuyla başlayan sürekli bir değişken olarak düşünebiliriz. Ancak bu korku günlük yaşamınızda bir engel haline gelmeye başladığında, bunu bir fobi olarak değerlendirebiliriz" diyor.
LoBue ayrıca fobilerin tehditle orantısız olma eğiliminde bulunduğunu söylüyor. Örneğin, İngiltere'de çoğu yılan türü insanlar için tehlikeli değilken, bu hayvanlara karşı duyulan aşırı korku mantıksız olabilir ve fobi olarak sınıflandırılabilir. Ancak dünyanın diğer bölgelerinde durum farklı olabilir.
Doğuştan mı, yoksa sonradan mı öğrenilmiş?
Bazı fobilerin yaygın olmasına rağmen, çoğu uzman fobilerle doğduğumuza inanmıyor. LoBue'ye göre korku, küçük bebeklerin hissedemediği bir duygu: "Korkuyu ancak daha sonra fark edersiniz çünkü korku, bir şeyin tehditkar olduğunu değerlendirmenizi gerektirir ve bunu yapabilmek için dünya hakkında bir şeyler bilmeniz gerekir." Peki, örümceklerden veya yılanlardan doğuştan korkmuyorsak, neden insanlar özellikle bunlara karşı fobi geliştiriyor?
Avusturya'daki Viyana Üniversitesi'nden gelişim psikolojisi profesörü Stefanie Hoehl, bebeklerin çiçek ve balık gördüklerine kıyasla yılan veya örümcek gördüklerinde göz bebeklerinin daha fazla genişlediğini ortaya koyan bir çalışma yürüttü. Göz bebeklerinin genişlemesi, potansiyel bir tehlike algıladıklarının işareti.
Bu durum, vücudun "savaş ya da kaç" tepkisinde rol oynayan ve kalp atış hızı, kan basıncı ve solunum hızının artması gibi belirtilerle karakterize edilen noradrenalin sisteminin aktivasyonuyla bağlantılı. Hoehl, korkuların doğuştan geldiğini düşünmüyor, ancak çevremizdeki bazı şeyleri diğerlerinden daha hızlı algılayabildiğimizi, bunun da kısmen hareket etme biçimlerinden kaynaklanabileceğini söylüyor: "Dünyada korkmayı öğrenmeye hazır olduğumuz şeyler var."
LoBue, örümcek ve yılanlardan diğer hayvanlara göre daha çok korkmayı öğrenmemizin nedeninin "garip" görünmeleri olabileceğini düşünüyor: "Bir yılan düşünün, dünyada yılana benzeyen başka hiçbir şey yok. Bebeklerin hayvanlara bakmaya nasıl alıştığını düşünün. Dört ayaklı, yürüyen şeyler, değil mi? Yılanlar öyle yapmaz. Örümcekler bu anormal şekillerde hareket eder. Bunu sevmiyoruz."
Bazı uzmanlar, belirli şeylerden korkma eğiliminin evrimin bir sonucu olabileceğini düşünüyor. Zsidó, "İlk insanların yaşadığı çevre oldukça tahmin edilemezdi. Her korku ve fobi... insanlığın gelişiminin bir noktasında rasyoneldi. Ancak temelde, günlük hayatımızda yararlı ve rasyonel olmaktan çıktı" diyor.
Ancak, hazırlık teorisi olarak bilinen, belirli korkuları öğrenmeye yönelik evrimsel bir yatkınlık, tek başına bir fobinin gelişmesi için yeterli değil. LoBue'ye göre, bir hayvan veya nesneyle doğrudan yaşanan olumsuz bir deneyim, özellikle korkmaya doğal bir yatkınlığımız varsa, korkmaya başlamanın gerçekten hızlı bir yolu.
Ancak başkalarının olumsuz tepkilerini görmek de bizi bir şeyden korkutabilir. LoBue, "Fizyolojik bir tepki veriyorsunuz; ısırıldınız, irkildiniz.
Ve sonra... Annenin tepki vermesi ya da 'Evet, bu gerçekten kötü' demesi...
bu durumdan korkmayı öğrenme olasılığınız daha da artıyor" diyor. Hoehl'e göre, bu nedenle fobiler nesilden nesile aktarılabiliyor.
Popüler kültür ve kentleşme etkisi
Deneyimlerin bir şeyden korkup korkmamamızı şekillendirdiği göz önüne alındığında, LoBue, yılan ve örümcek fobilerinin bu kadar yaygın olmasının kısmen popüler kültürden kaynaklandığını da düşünüyor: "Filmlere bakın, kitaplara bakın. Yılanlar ve örümcekler ne zaman kurtarıcı oluyor? Asla."
Doğal dünyadaki şeylere karşı duyulan fobilerde, biyofobi olarak adlandırılan başka bir faktör daha etkili olabilir. Zsidó, bir kişinin yaşadığı çevrenin kentleşme derecesi ile hayvan fobisi olup olmaması arasında bir bağlantı olup olmadığını inceledi.
Kentleşme oranı ne kadar yüksekse, biyofobilerin de o kadar yaygın olduğunu buldu. "Görünüşe göre doğada daha fazla zaman geçiren, doğayla daha fazla deneyime sahip insanlar, karşılaşabilecekleri bu hayvanlardan daha az korkuyorlar" diyor.
Günümüzde dünya genelinde insanların yüzde 80'inden fazlasının kentsel alanlarda yaşadığı göz önüne alındığında, hayvanlarla ilgili fobilerin bu kadar yaygın olması mantıklı.
Korkularımızı unutmak
Uzmanların çoğu iki konuda hemfikirdir: Fobilerimizden kurtulabiliriz ve bunu yapmanın en iyi yolu da kendimizi onlara maruz bırakmak. Hoehl, "Bazı durumlarda kendinizi biraz rahatsız hissediyorsanız, kendinizi biraz zorlamanız iyi bir fikir olabilir" diyor.
LoBue, küçük adımlarla başlamayı öneriyor. Örneğin, korktuğunuz şeyin fotoğraflarına bakarak ve onunla ilgili olumlu gerçekleri öğrenerek, daha sonra yavaş yavaş o şeye maruz kalma süresini artırabilirsiniz.
Ancak fobi aşırıysa ve hayatınızı büyük ölçüde etkiliyorsa, profesyonel yardım almak daha iyi olabilir.
Zsidó'nun araştırması, maruz kalmanın sadece korkuları unutmamıza yardımcı olmakla kalmayıp, aynı zamanda korkuların baştan oluşmasını da engellediği fikrini destekliyor. "Kişisel deneyim, korkunun gelişmesinde en önemli faktör.
Bu olumlu bir deneyimse, örneğin çocuklukta veya eğitimde yaşanan bir deneyimse, temelde korkunun gelişmesine karşı koruyucu bir faktör görevi görür" diyor. LoBue, korkunun bizi koruduğunu ve iyi bir şey olduğunu, fobilerimizi kontrol edebileceğimizi vurguluyor: "Belirli bir şeyden korkmak zorunda değilsiniz.
Bir şeyden korkuyorsanız ve korkmak istemiyorsanız, çözümler mevcut."
Şahsen, örümcek fobimin bir ebeveynden mi, bir filmden mi yoksa yeterince örümcekle karşılaşmadığım için mi kaynaklandığını bilmiyorum. Belki de bunların bir kombinasyonuydu. Ama belki de bu makaleyi yazmak, bu fobiyi yenmenin ilk adımı olabilir.