Astronomlar, yıldızlarına bağlı olmayan ve "serseri" olarak adlandırılan gezegenlerin kütlelerini ve galaksideki konumlarını ilk kez bu kadar kesin bir şekilde ölçmeyi başardı. Bu tür gezegenler, kendi ışıklarını neredeyse hiç yaymadıkları için, mesafeleri ve boyutları hakkında net bilgiler elde etmek oldukça zordur. Ancak, aynı gök olayının hem Dünya'dan hem de uzaydan izlenmesi, bu araştırmayı daha da kolaylaştırdı.
Mikromerceklenme ve Gözlem Yöntemleri
Serseri gezegenler, yıldızlar gibi parlamadıkları için teleskoplarla doğrudan görüntülenmeleri zordur. Fakat kütleçekimi hala etkin bir şekilde çalışmaktadır. Bu gezegen, doğru bir konumda olduğunda arka plandaki uzak bir yıldızın ışığını kısa bir süreliğine büyütmektedir. Bu fenomen, bir mercek gibi işlev gördüğü için "mikromerceklenme" olarak adlandırılmaktadır. Mikromerceklenme sırasında, ışığın büyümesi gözlemlense de, ilgili nesnenin uzaklığı hakkında net bir bilgi sağlanamamaktadır. Uzaklık belirsizliği, gezegenin kütlesinin hesaplanmasını da zorlaştırmaktadır; bu nedenle, serseri gezegenler hakkında elde edilen bilgiler genellikle tahmini seviyede kalmaktadır.
Dünya ve Uzaydan Eşzamanlı Gözlem
Son araştırmada, bilim insanları mikromerceklenmeyi hem Dünya'daki teleskoplarla hem de uzaydaki Gaia teleskobu ile eşzamanlı olarak gözlemledi. Dünya ve Gaia'nın konumlarının farklı olması, olayın ışık sinyalinde çok küçük zamanlama farklarının oluşmasına neden oldu. Bu küçük zamanlama farkları, astronomların "paralaks" yöntemiyle olayın geometrisini çözmesine yardımcı oldu. İki farklı noktadan bakarak, "bu mercek tam olarak nerede ve ne kadar güçlü" sorusu netleşti. Paralaks ölçümü, ayrıntılı modellerle birleştirildiğinde, araştırmacılar ilk kez aynı serseri gezegen için hem kütleyi hem de konumu birlikte belirleyebildi.
Serseri Gezegenin Özellikleri
Yapılan ölçümlere göre, serseri gezegenin kütlesi, Jüpiter'in yaklaşık yüzde 22'sine eşdeğer olup, bu durum gezegenin kabaca Satürn benzeri bir büyüklüğe sahip olduğunu göstermektedir. Konumu ise Samanyolu'nun merkezine göre oldukça uzakta, galaksinin geniş yapısı içinde "kendi başına sürüklenen" bir dünya gibi gözlemlenmektedir. Bu kütle seviyesi, araştırmacılara göre düşük kütleli serseri gezegenlerin tek başına "küçük yıldız" gibi doğma ihtimalinin zayıf olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmacıların daha mantıklı bulduğu senaryo, bu gezegenlerin öncelikle bir yıldızın etrafında, normal bir gezegen sistemi içinde oluştuğu, daha sonra sistem içindeki kütleçekim çekişmeleri nedeniyle bulundukları sistemden fırlatıldıklarıdır. Bu durum, serseri gezegenlerin bir bakıma "evden atılmış" kozmik yolcular olarak değerlendirilmesine yol açmaktadır.