Balıkesir Üniversitesi'nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen XI. Ulusal Limnoloji Sempozyumu, Türkiye'nin iç su kaynaklarının karşı karşıya olduğu devasa riskleri gözler önüne serdi. Limnoloji Derneği'nin katkılarıyla düzenlenen ve 140'tan fazla uzmanı bir araya getiren etkinlikte, sucul ekosistemlerin korunması için acil eylem çağrısı yapıldı. 2004 yılından bu yana süregelen sempozyum geleneğinin 11'incisinde, 65 bilimsel çalışma sunularak su kaynaklarının geleceği detaylıca tartışıldı.
İç sularımız çok yönlü tehdit altında
Sempozyumun sonuç bildirgesinde, Türkiye'nin göl, akarsu ve sulak alanlarının iklim değişikliği, kuraklık ve plansız insan faaliyetleri nedeniyle ciddi bir baskı altında olduğu vurgulandı. Uzmanlar, su seviyelerindeki düşüşün ve istilacı türlerin yayılımının, bu alanlardaki canlı çeşitliliğini yok olma noktasına getirdiğine dikkat çekti.
Su sadece bir rezerv değil, yaşamın temeli
Bildirgede, su kaynaklarının sadece ekonomik birer rezerv olarak görülmesinin büyük bir hata olduğu belirtildi. Su yönetiminin parçalı ve kısa vadeli çözümler yerine, ekosistem temelli ve bilimsel verilere dayalı uzun vadeli politikalarla yürütülmesi gerektiği ifade edildi. Özellikle havza bazlı yönetim modelinin benimsenmesi, suyun tarımdan sanayiye kadar tüm sektörlerde sürdürülebilir kullanımı için kritik bir adım olarak tanımlandı.
Kuraklık ve kirlilikle mücadele şart
İklim değişikliğinin tetiklediği kuraklık ve yağış rejimindeki düzensizliklerin, sucul ekosistemleri doğrudan tehdit ettiği belirtilen açıklamada, yeraltı suyu çekimlerinin sıkı denetim altına alınması gerektiği kaydedildi. Ayrıca, mikroplastikler, tarımsal pestisitler ve endüstriyel atıkların iç sular üzerindeki birikimli etkilerinin, gıda güvenliği ve halk sağlığı açısından büyük bir risk oluşturduğu vurgulandı. Bilim insanları, özellikle kuruma riski taşıyan göller için vakit kaybetmeden alana özgü koruma planlarının devreye sokulması gerektiğini belirtti.