Sıcak çatışmalar, günümüzde yalnızca fiziksel alanla sınırlı kalmayıp, dijital dünyada da etkisini hissettiriyor. NATO’nun “beşinci harekât alanı” olarak tanımladığı siber alan, çatışmaların seyrini değiştiren önemli bir unsur haline gelmiştir. Son dönemde yaşanan olaylar, bu yeni cephedeki dinamiklerin ne denli kritik olduğunu gözler önüne sermektedir.
Geçen yıl, 12 gün süren bir savaş sürecinde, küresel ölçekte siber saldırılarda belirgin bir artış yaşandığı uzmanlar tarafından vurgulanmıştır. Bu süreçte devlet destekli gruplar, ideolojik hackerlar ve siber suç faaliyetleri hız kazanmış, dijital alanda yeni tehditler ortaya çıkmıştır. Özellikle ABD ve İsrail’in İran ile girdiği çatışmanın 6. gününde, sıcak çatışma ortamı dijital dünyada da büyük bir saldırı dalgasına zemin hazırlamıştır.
Siber Saldırıların Artışı Neden Önemli?
NATO’nun “beşinci harekât alanı” olarak tanımladığı siber alan, fiziksel çatışmalarla paralel bir şekilde ilerlemekte ve kritik altyapıları hedef alarak ekonomik dengeyi bozma, psikolojik etki yaratma gibi stratejik operasyonlar içermektedir. Uzmanlar, bu tür çatışmalarda devlet destekli grupların, ideolojik hackerların ve siber suç şebekelerinin saldırılarının çoğaldığına dikkat çekmektedir.
Siber güvenlik uzmanı Erdem Eriş, Ortadoğu’daki sıcak çatışmaların siber saldırı riskini artırdığını belirterek, “Sıcak çatışma ortamları neredeyse istisnasız biçimde siber alanda da hareketliliği artırır” ifadelerini kullanmıştır. Bu bağlamda, enerji, finans, telekomünikasyon ve kamu kurumları gibi kritik sektörler, siber saldırılara karşı en fazla risk taşıyan alanlar arasında yer almaktadır.
Çatışmaların Siber Alandaki Etkileri Neler?
Geçen yıl yaşanan çatışma sürecinde, siber aktivitede belirgin bir artış gözlemlenmiştir. Özellikle ilk 72 saat içinde DDoS saldırıları ve kamuya açık sistemlere yönelik erişim kesintisi girişimlerinde ciddi bir yoğunluk yaşanmıştır. Bu dönemde, kamu kurumları, finans kuruluşları ve medya siteleri hedef alınmış, amaç hem operasyonel aksama hem de psikolojik etki oluşturmak olmuştur.
Uzmanlar, bu tür çatışmaların yalnızca doğrudan çatışan taraflarla sınırlı kalmadığını, bölgesel bağlantılar ve tedarik zinciri ilişkileri nedeniyle üçüncü ülkelerdeki kurumların da dolaylı olarak etkilenebileceğini belirtmektedir. Dolayısıyla, 12 günlük süreç, siber alanın fiziksel çatışmaların eş zamanlı ve tamamlayıcı bir cephesi haline geldiğini net bir şekilde göstermektedir.
Siber Güvenlikte Alınması Gereken Önlemler Neler?
Sektörler ve bireyler, siber saldırılara karşı çeşitli önlemler almak zorundadır. Erdem Eriş, bu tür dönemlerde olgunluk seviyesi yüksek bir siber yönetişim yaklaşımının benimsenmesi gerektiğini ifade etmektedir. Kurumlar için, siber olaylara müdahale ekibinin olgunluğunu artırmak, 7/24 izleme kapasitesini güçlendirmek ve kritik sistemlerde tedarik zinciri risk analizini güncellemek önem taşımaktadır.
Bireyler açısından ise çok faktörlü kimlik doğrulama kullanmak, kriz dönemlerinde gelen e-posta ve mesajlara ekstra dikkat etmek ve yazılım güncellemelerini geciktirmemek gerekmektedir. Zira siber güvenlik, artık yalnızca kurumların değil, toplumun bütününün dayanıklılık meselesidir.
Türkiye’de geçen yıl tespit edilen toplam siber saldırı hacminin yaklaşık 300 bin seviyesinde olduğu bildirilmiştir. Bu da günlük ortalamada yüzlerce saldırı anlamına gelmektedir. Çatışma dönemlerinde ise bu ortalamanın belirgin şekilde üzerine çıkıldığı gözlemlenmektedir.
Son olarak, İran’a yönelik siber saldırılarda, Bank Sepah’a gerçekleştirilen yıkıcı bir saldırı dikkat çekmektedir. Bu saldırı, bankanın sistemlerini ve verilerini tamamen silen bir kötü amaçlı yazılım ile gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, İran merkezli bir kripto para borsasına yapılan saldırıda, yaklaşık 90 milyon dolar değerindeki kripto varlığın geri dönüşü olmayan şekilde yok edildiği bildirilmiştir.