Avrupa Birliği, küresel teknoloji yarışında ABD ve Çin'e karşı elini güçlendirmek amacıyla yapay zeka altyapısına devasa bir kaynak aktarma kararı aldı.
Teknoloji dünyasında dengeleri değiştirmesi beklenen Avrupa Birliği, yapay zeka yarışında geride kalmamak için stratejik bir adım atıyor. Avrupa Komisyonu, blok genelinde yedi büyük yapay zeka merkezinin inşası için 10 milyar euroluk dev bir finansman paketi hazırladı. Bu girişimin, özel sektörden de en az 20 milyar euroluk bir ek yatırım çekerek bölgedeki teknolojik kapasiteyi katlaması planlanıyor.
Hedeflenen bu yeni merkezler; veri işleme, bulut teknolojileri ve gelişmiş yazılım mimarileri gibi kritik alanlarda Avrupa'nın bağımsızlığını perçinlemeyi amaçlıyor. Mevcut 19 yapay zeka fabrikasından oluşan ağa eklenecek olan bu yeni tesisler, start-up'lardan akademik kurumlara kadar geniş bir yelpazeye hizmet verecek.
Yapay zeka tesisleri nasıl bir yapıya sahip olacak?
Projelerin hayata geçirilmesi için oluşturulacak konsorsiyumlar, sınır ötesi iş birlikleriyle farklı ülkeleri kapsayan ortak mimariler geliştirebilecek. Avrupa Komisyonu'nun teknolojiden sorumlu üyesi Henna Virkkunen, söz konusu hesaplama gücüne erişimin Avrupa için bir tercih değil, stratejik bir zorunluluk olduğunu vurguladı. Tesislerin kurulumunda ise AB'nin katı veri gizliliği ve etik güvenlik standartları temel belirleyici olacak.
Donanım tedariki konusunda stratejik ortaklıklar kurulacak mı?
Gelişmiş yapay zeka modellerinin eğitimi için gereken yüksek performanslı donanımlar noktasında AB, ABD merkezli devlerle el sıkıştı. Nvidia, AMD ve Qualcomm gibi sektör öncüleriyle imzalanan niyet mektupları, projelerde görev alacak şirketlerin ihtiyaç duyduğu teknolojik altyapıya kesintisiz erişim sağlamayı hedefliyor.
İhale süreci 12 Kasım 2026 tarihine kadar devam ederken, kazanan projelerin 2027 yılının ilk aylarında açıklanması planlanıyor. Seçilen merkezlerin, sözleşmelerin imzalanmasından itibaren en geç 18 ay içinde tam kapasiteyle faaliyete geçmesi hedefleniyor. Bu adım, Avrupa'nın dijital tedarik zincirini güçlendirirken, yerel start-up'ların da küresel rekabette daha fazla söz sahibi olmasının önünü açacak.