Chicago'daki Doğa Tarihi Müzesi, yaklaşık 100 yıldır, Tunç Çağından kalma bir silahının iyi yapılmış bir kopyası olduğu düşünülen bir kılıca ev sahipliği yapıyordu. Ancak yeni bir analiz, kılıcın bir kopya değil, aslında 3.000 yıl önce yapılan bir kılıç olduğunu ortaya çıkardı.

Field Müzesi'nde çalışan Macar arkeologlar, Mart ayında Avrupa'nın ilk krallarını konu alan bir sergiye hazırlanırken, müzede bulunan bir kılıç replikasına daha yakından bakılmasını istedi. 1930'larda Macaristan'ın Budapeşte kentinde Tuna Nehri'nde bulunan kılıç, daha sonra arkeologlar ve müze bilim adamları tarafından bir X-ışını floresan detektörü kullanılarak analiz edildi. Bunu yapmak için bilim adamları önce inceledikleri malzemeleri iyonize etmek için X ışınlarına maruz bırakırlar. Bu işlemi bir YouTube videosunda Maido Marisalu şöyle açıklıyor:

"Bu radyasyonun enerjisi yeterliyse, o zaman atomların iç kabuk elektronlarıyla etkileşime girerek onların dışarı atılmasına neden olur. Neredeyse hemen, dış kabuk elektronlarından birinin iç kabuğa düştüğü yerde bir gevşeme süreci gerçekleşir. Sonuç olarak, elektromanyetik radyasyon şeklinde belirli bir miktarda enerji açığa çıkar. Yayılan X-ışınlarının enerjisi, yüksek ve düşük durumlar arasındaki enerji farkına bağlıdır ve bu nedenle radyasyon, atom hakkında da bilgi taşır."

Bu sayede Bilim insanları, malzemeyi terk eden X-ışını radyasyonunun enerjisini ve yoğunluğunu ölçerek, malzemenin neyden yapıldığını keşfedebilirler. Kılıç söz konusu olduğunda, ekip bunun Avrupa'daki diğer Tunç Çağı kılıçlarıyla neredeyse aynı olduğunu ve benzer seviyelerde bronz, bakır ve kalay olduğunu keşfetti.

Müzede antropoloji küratörü Bill Parkinson yaptığı açıklamada , "Genellikle bu hikaye tam tersi olur. Orijinal sandığımız şeyin sahte olduğu ortaya çıkardı" dedi.

Çiftleşmek için uykusuzluk ve yorgunluktan ölen keseliler, nesli tükenmekle karşı karşıya! Çiftleşmek için uykusuzluk ve yorgunluktan ölen keseliler, nesli tükenmekle karşı karşıya!

Kılıç başlangıçta düşünülenden yaklaşık 3.000 yıl daha eski olmasına rağmen, ekip onu Avrupa'nın İlk Kralları sergisine yetiştiremedi.

Kılıcın Tuna Nehri'ne eski bir ritüelin parçası olarak, belki de kayıp bir sevileni ya da bir savaşı anmak için yerleştirilmiş olabileceğini düşünüyorlar.