Dijital dönüşümün merkezinde yer alan yapay zeka teknolojileri, bir yandan iklim kriziyle mücadelede devrim niteliğinde çözümler sunarken diğer yandan ciddi çevresel maliyetleri beraberinde getiriyor. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Fatih Keskin, bu iki olgunun birbirinden bağımsız ele alınamayacağını vurguladı.
Dijitalleşmenin Görünmeyen Faturası
Akdeniz Üniversitesi tarafından düzenlenen 6. Uluslararası Medya Çalışmaları Sempozyumu'nda konuşan Prof.
Dr. Keskin, yapay zekanın sadece yazılımdan ibaret olmadığını; elektrik, su, yarı iletkenler ve kritik mineraller gibi fiziksel kaynaklara dayandığını hatırlattı.
Uluslararası Enerji Ajansı verilerine atıfta bulunan Keskin, 2024 yılında 415 teravatsaat olan veri merkezi elektrik tüketiminin, 2030 yılına gelindiğinde 945 teravatsaate çıkmasının beklendiğini belirtti. Bu durum, dijitalleşmenin ekolojik ayak izinin hızla büyüdüğünü gözler önüne seriyor.
İklim Mücadelesinde Yapay Zeka Avantajı
Keskin, yüksek enerji tüketimine rağmen yapay zekanın iklim krizini yönetmede kritik bir araç olduğunu savunuyor. Özellikle yenilenebilir enerji üretiminin tahmin edilmesi, elektrik şebekelerinin optimize edilmesi, su yönetimi ve orman yangınlarının önceden tespiti gibi alanlarda yapay zekanın sunduğu verimlilik, çevresel maliyetleri dengeleyebilir. Ancak bu faydanın gerçekleşmesi için teknolojinin çevresel etkilerinin şeffaf bir şekilde raporlanması ve uluslararası standartların oluşturulması şart.
Teknoloji Kader Değildir
Türkiye'nin bu alandaki stratejilerini belirlerken üniversiteler, kamu kurumları ve araştırma merkezleri arasında güçlü bir iş birliği ağı kurması gerektiğini ifade eden Keskin, teknolojik gelişimin toplumsal kararlarla şekillendiğini belirtti. Prof.
Dr. Keskin, "Gerçek ilerleme, bilimsel kapasitemizi gezegenin ekolojik sınırlarıyla uyumlu hale getirmektir.
Teknoloji kader değildir; onun yönünü geliştirdiğimiz politikalar belirler" diyerek sürdürülebilir bir gelecek için stratejik planlamanın önemine dikkat çekti.