Bundan kırk yıl önce, 1980'lerin ortalarında Ankara'nın Kahramankazan ovası, bugün dünya savunma sanayine yön veren devasa tesislerin aksine oldukça mütevazı ve çorak bir görünüme sahipti. O dönemde ambargoların gölgesinde dışa bağımlı bir Türkiye'de, genç Türk mühendislerinin tek hayali yerli bir el telsizi üretebilmekti. Bugün ise o gün atılan küçük tohumlar, Türkiye'yi küresel savunma liginin en üst sıralarına taşıyan devasa birer çınara dönüştü.
Bir Madalyonun İki Yüzü: TUSAŞ ve ASELSAN
TUSAŞ ve ASELSAN, savunma sanayimizin birbirini tamamlayan iki temel taşı olarak öne çıkıyor. TUSAŞ, havacılık ve uzay projelerinde gövdeyi inşa edip uçağı, helikopteri ve İHA'ları tasarlarken; ASELSAN bu platformlara ruhunu, yani beynini veriyor.
Radar sistemlerinden elektronik harp teknolojilerine kadar uzanan bu iş birliği, Kahramankazan'daki tesislerde sırt sırta verilerek yürütülüyor. Bu sinerji, Türkiye'nin sadece parça tedarikçisi değil, dünya devleriyle yarışan bir oyun kurucu haline gelmesini sağladı.
Küresel Ligde Yükselen Türk Aklı
Defense News Top 100 listesinde yer alan TUSAŞ, 3,6 milyar doları aşan savunma geliriyle dünyanın en prestijli 48. şirketi konumuna yükseldi.
ASELSAN ise ilk 50 içerisinde yer alarak küresel savunma devleri arasındaki yerini sağlamlaştırdı. 5.
nesil savaş uçağı KAAN'ın gökyüzüyle buluşması, HÜRJET'in uluslararası sözleşmelerle dünyaya açılması ve ANKA III'ün teknolojik başarısı, bu mühendislik zaferinin somut kanıtlarıdır. Türkiye'nin savunma ve havacılık ihracatı yıllık 11 milyar dolar sınırına dayanırken, bu başarılar günlük siyasi polemiklerin ötesinde, Türk aklının 40 yıllık istikrarlı birikimini temsil ediyor.
Bugün gökyüzünde süzülen yerli kanatlar, geçmişteki imkansızlıkları aşan bir azmin ve tam bağımsızlık hedefinin en büyük nişanesidir.