Son dönemde oldukça iyi hiciv türünde filmlerle karşılaşıyoruz. Örnek vermek gerekirse Netflix‘in  Don’t Look Up’ı çok eleştiri de alsa, sinematografi olarak çok beğenilmese de sistem eleştirisi tarafıyla birçok insan tarafından da beğenildi. Ya da 2017 yapımı Get Out filmi, yüksek gerilim dozunun yanında oldukça başarılı da bir hiciv yapımı. Peki en iyi eleştirel filmler hangileri? Hiciv filmlerine örnek hangi filmler var? Sistem eleştirisi filmleri hangileri? Cevabı haberimizde…

En iyi 12 eleştirel hiciv filmi

1- Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb (Dr. Garipaşk) – 1964

Dr. Garipaşk, sinemanın dahi çocuğu Kubrick’in enteresan filmlerinden. Her ne kadar ustanın her filmi nevi şahsına münhasır olsa da “Dr. Strangelove”ın yeri ayrı… Soğuk savaşa alternatif bir bakış açısı taşıyan filmde, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ne saldırmak isteyen çatlak general Jack D. Ripper (ismine dikkat) karakterine odaklanırız. Bu tuhaf militer, soğuk savaş zamanında Rusların “Amerikan halkının vücut sıvılarını kirlettiği” gerekçesiyle SSCB’ye nükleer saldırı yapma kararı alır. Amerikan uçağı Sovyet sınırına yakın bir bölgede dönemin tipik devriye uçuşlarından birini yapmaktayken, mürettebat Ripper’dan saldırı emri alır. Ne var ki ABD Başkanı, Pentagon’daki danışmanlarıyla bir toplantı yaparak durumu değerlendirmektedir. Savaş yanlısı general Turgidson bu durumun komünizmle hesaplaşmak için güzel bir fırsat olduğunu belirtir. Fakat Sovyet Büyükelçisi DeSadesky, ABD makamlarına Sovyet savunma teknolojisinin geldiği son noktanın ürünü olan “Doomsday Device”dan bahsettiğinde ve başkan danışmanları eski Nazi bilimadamı Dr. Strangelove’ın görüşüyle durum daha da tehlikeli bir hal alır; “Doomsday Device”, Sovyetlere yapılacak herhangi bir nükleer saldırıda dünyadaki tüm canlıların yok olmasını sağlayacak bir karşı tehdit silahıdır.

2- Thank You for Smoking (Sigara İçtiğiniz İçin Teşekkürler) – (2006)

Dünyanın en tanınmış tütün ve sigara firmalarından birinde çalışan Nick Naylor, işi söz konusu olduğunda son derece titiz ve başarılı bir adamdır. Naylor, şirketin prestijini korumak için hem sigara imalatçılarının hem de sigara bağımlılığı olan insanların haklarını koruyan bir sözcüdür. Ancak sigaranın öldürücü etkilerini bilmeyen tek bir kişinin bile olmadığı bu dünyada bu mücadeleyi sürdürmek oldukça zordur. Sigaranın prestijini kurtarmak için önemli bir kampanya başlatan Naylor, kendisini amansız bir savaşın ortasında bulur.

OKUYUN  Netflix'in en çok izlenen izlenen filmleri belli oldu

3- Being There (Merhaba Dünya) – (1979)

Chance, kendisini bildi bileli yanında yaşadığı yaşlı adamın evinde bahçıvanlık yaparak büyümüş ve hayatında bir kez olsun sokağa çıkmamıştır. Bütün hayatı bahçede bakımını yapıp büyüttüğü çiçeklerden ve televizyondan ibaret olan Chance, yaşlı adam bir gün ölünce ortada kalır. Çünkü ev artık satılacaktır.

Kendi varlığının haricinde yaşadığına dair hiçbir kanıt olmayan Chance, avukatlara yıllardır yaşlı adamın yanında kaldığını kabul ettiremez. Nüfus kağıdı bile yoktur. Kendini birden sokaklarda bulunca yıllardır görüp bilmediği hayatın rutinleri ile tanışır. İlk defa sokaklarda yürür, arabaya biner… Ve birden şansı hiç tahmin etmediği bir yerde dönüverir.

4- Bamboozled (2000)

Bamboozled, Spike Lee tarafından yazılıp ve yönetilen 2000 yapımı hicivli bir komedi-drama filmi. Bamboozled, siyahların hem tarihi hem de çağdaş Amerikan film ve televizyon yapımlarındaki stereotipik tasvirlerine hicivli bir bakışla kült film statüsü kazandı.

5- Bulworth (1998)

Senatör Jay Bulworth, kişisel bir kriz döneminden geçmektedir. Artık siyaset alanında da temiz bir geçmişi olmadığını kabul eden Bulworth, yeni seçim kampanyası dönemine son derece karamsar bir ruh haliyle başlar. İntihara meyilli olan Bulworth, artık hiçbir şeyi kaybetmeyi önemsemeyecek durumdadır. Bu nedenle oy istediği halk karşısında o kusursuz propagandalarından birini yapmayacaktır. Bu dili terk edip yeni bir yolun peşine düşecektir…

6- Good Bye, Lenin (Elveda Lenin) – (2003)

1989 yılında, Doğu Almanya’da yaşayan Alex’in annesi aniden komaya girer. Komada kaldığı sekiz ay boyunca dünya politik düzeninde hiç beklenmedik gelişmeler olur. Komunist Parti’nin en sıkı savunucularından ve aktif destekçilerinden biri olan Christiane, sekiz ay sonra uyandığında artık yaşadığı dünya sandığından çok farklıdır.

Berlin Duvarı yıkılmış; kapitalizm, Doğu Almanya’da kendisini göstermeye başlamıştır. Alex, annesinin zaten hassas olan sağlığını düşünerek bu gerçekleri ondan saklamaya karar verir! Ama bu hiç de kolay olmayacaktır. Değişimin rüzgarları, sadece sokaklarda değil, evlerin içinde de esmeye başlamışken annesini tüm bu gerçeklerden koruyabilmek için içlerinde sadece kendilerinin olduğu, gerçek üstü masalsı bir dünya kurar.

OKUYUN  Zelenski'nin başkan olmadan önceki dizisi Netflix'e geri geldi

2003 Avrupa Film Akademisi’nin En İyi Avrupa Filmi ödülünü kazanan film, uluslararası festivallerin de gözdelerinden biri olmuştu.

7- The Death of Stalin (Stalin’in Ölümü) – (2017)

70’li yaşlarının ortasındaki SSCB lideri Joseph Stalin’in sağlığı gayet yerindedir. Paranoyak yapısı ile düşmanlarına kök söktürmeye, acımasızlığı ile en yakınlarının bile gözünü korkutmaya devam etmektedir. 20 milyon insanın ölümüne sebep olmuş bir diktatör olarak hala tüm gücü elinde bulundurmaktadır. Ta ki bir sabah çalışma odasında ölü bulunana dek… Diktatörün ölümünün ardından 30 yıl demir yumrukla yönetilen ülkenin içine düştüğü kaos kimileri için ise bir fırsat anlamına gelmektedir. Stalin’in çevresindeki yalakalar bir anda iktidar yarışına girişir…

8- Wag the Dog (Başkanın Adamları) – (1997)

Amerikan başkanlık seçimlerine iki hafta kalmıştır… İsmi verilmeyen Amerikan başkanı, odasında küçük yaştaki bir kızla arasında geçenler nedeniyle büyük sansasyonlara neden olmuş, yeniden seçilebilme şansını sıfıra indirmiştir. Olaylar geniş çevrelerce duyulmadan önce önlem almak isteyen Beyaz Saray halkın dikkatini başka bir yöne çevirmek için medya cambazı Conrad Brean’ı görevlendirir. Halkın ve medyanın dikkatini dağıtma konusunda eşsiz bir yeteneğe sahip olan Brean, sahte bir savaş haberi çıkaracak, ardından gelen destekleyici sahte haberlerle de tüm ülkeyi gerçekte var olmayan bir savaşa inandıracaktır.

9- Get Out (Kapan) – (2017)

Chris sıradan bir siyahi gençtir. Sevgilisi Rose ile mutlu bir ilişkisi vardır. Rose bir gün Chris’i ailesinin mülküne davet eder. Avrupalı Amerikalı sevgilisinin ailesinde bir tuhaflık olduğunu sezen Chris bir süre sonra mülkte kalmakta olan siyahi kişilerin bir bir kaybolduğunu öğrenir. Bunun üzerine tuz biber olan şey ise başka bir siyahi adamın kendisine iş işten geçmeden gitmesi yönündeki uyarısı olur. Chris bir şeylerin ters gittiğini sezmeye başladığında kurtulması sandığından çok daha zor olacaktır…

OKUYUN  Neill Blomkamp'ın yeni korku filmi Demonic'ten ilk görüntüler paylaşıldı

10- Network (Şebeke) – (1976)

Şebeke, uzun yıllardır UBS Akşam Haberleri isimli programda haber spikerliği yapan Howard Beale’nin hikayesini konu alır. Beale’in ratingleri günden güne düşmektedir ve nihayetinde bir çalışma arkadaşından, iki hafta içerisinde işinden kovulacağını öğrenir. Bunu öğrendiğinde büyük bir depresyona giren adam, ertesi akşam canlı yayında, gelecek Salı günü canlı yayında intihar edeceğini anons eder. Haliyle bu şok duyurudan sonra işler fazlasıyla karışır.

11- Putney Swope (1969)

Putney Swope , Robert Downey Sr. tarafından yazılan ve yönetilen ve siyahi bir reklam yöneticisi olan Arnold Johnson’ın başrol oynadığı 1969 yapımı hicivli bir komedi filmidir. Film reklamcılık dünyası , betimlemesi yarışta yer Hollywood filmleri , beyaz iktidar yapısı ve kurumsal yolsuzluk gibi konulara eleştirel bir bakış açısı sunuyor.

12- Hollywood Shuffle (1987)

Hollywood Shuffle ,film ve televizyondaki Afrikalı Amerikalıların ırksal klişeleri hakkında1987 Amerikan hicivli bir komedi filmi . Film, Bobby Taylor’ın başarılı bir oyuncu olma girişimlerini ve karşılaştığı zihinsel ve dış engelleri, serpiştirilmiş bir dizi vinyet ve fantezi aracılığıyla temsil ediyor. Yapımcılığını, yönetmenliğini ve ortak yazarlığını Robert Townsend’in üstlendiği film, yarı otobiyografik olup, Townsend’in belirli roller için “yeterince siyah” olmadığı söylendiğinde, siyah bir aktör olarak yaşadığı deneyimleri yansıtır.